Mağara Adamından Android’e Tubeway Army


Murat Mrt Seçkin
Bazı albümler vardır döner durur kafanızda. Kaydı, seslerin hareketi, sözler, kapak ve iç resimleri ile hafıza kütüphanenizde öyle bir yer kapar ki, isteseniz de kovamazsınız. Genellikle bu serimde seksen veya doksanların benim için başucu kitabı değerindeki albüm veya ekiplerinden bahsediyorum ama bu sefer biraz daha geriye sarıp punk’ın işçi sınıfı histerisinden modaya dönüştürüldüğü yıllara döneceğiz. Neyse ki o sırada başka başka gruplar pop elementlerini kendilerine göre D.I.Y. (kendin pişir hep beraber ye) hareketlerine harmanlayıp post-punk denen başka bir şeyin doğumunu müjdelediler.

Tam da Throbbing Gristle veya Chrome gibi uç örnekler ile The Cure veya Joy Division’ın ortalığı kaynattığı bir dönemde çıkan iki albümlük bir güzellik bu sayfaların konusu. Bir zamanlar, efsaneye göre hali vakti her zaman yerinde olan, o yüzden de İngiltere’nin sıkıntılı punk sahnesinde pek hoşlanılmadığı iddia edilen Gary Numan isimli arkadaşın ön ayak olduğu Tubeway Army.

1.
Aslında tabii ki yukarıdaki gibi değil hiçbir şey. Gary Numan’da düşük bütçeli bir hayattan kopup geliyor ses dünyasına. Daha önceki birkaç grup deneyimi sonrası aslında her bir şeyini kendisinin yaptığı Tubeway Army’i oluşturuyor. Burada işin içine bambaşka bir dinleyici hissiyatı giriyor. Gary Numan kurduğu grubun her şeyini üstlenmiş ve iki albüm sonrasında da kayıtları kendi adı ile çıkartmış olsa da, Tubeway Army dönemi ve sonrasında bambaşka bir hissiyat dönüyor. Her ne kadar aynı ekip ile çalışmış olsa da grup ismi ile çıkarttığı iki albümdeki bütünlük ve müzikteki güzellik diğer işlerine yansımıyor. Bu Gary Numan’ın sonraki albümleri –ki oldukça can sıkıcı birkaç işi var- kötüdür anlamında kurulan bir cümle değil. Bu biraz da aynı egonun, aynı bedende iki farklı hikâyesi.

2.
Numan’ın Paul Gardiner ve amcası Jess Lidyard ile hayata geçirdiği Tubeway Army bir iki konser sonrası hızla yeraltının güzel isimlerinden Beggars Banquet ile anlaşma yapıp yol almaya başlar. 1978 yılında başlayan yolculuklarında Bowie ve Roxy Music’ten emanet aldıkları, içine bolca punk klişesi ekledikleri ses örgülerine (hadi biz ona sound diyelim ama sadece bu parantezin içinde) beklenmedik bir misafir, daha doğrusu takıntıyı da dahil ederler. Numan’ın gördüğü anda âşık olduğu (kim olmaz ki?) mini-moog, bir sonraki aşamada Tubeway Army ve hatta uzunca bir süre Gary Numan’ın alametifarikası olacaktır.

Ekibin bilim kurgu ve fantazyaya olan inkâr edilemez tutkusu doğal olarak içeriğe de yansımış. Özellikle Philip K Dick’in metinlerini bolca uyarlamaktan keyif almışlar. İşin içine synth’ler girdikçe daha da karanlık yollara sapıp Dick’i Ballard ile buluşturup distopyaya doğru ilerlediler.

3.
İlk başta ateş vardı sanırım. Etrafında ısınıp, geceyi aydınlatan, güven veren hissiyatı ve keskin tütsü kokusu ile. İlk uzunçalar Tubeway Army (1978 Beggars Banquet) henüz geleceği görememiş, onu gözünde büyüten, punk ile beraber yepyeni ateşin varlığını içine sindirmeye çalışan, özümseyen bir üçlünün kafasından çıkıyor. İlk dönem konser kayıtlarından da anlaşılabileceği gibi Devo ile The Jam arasında gidip gelen, albüm kayıtlarındaki sakinliğin tam aksini canlı performanslarından alabileceğiniz bir grup. Bariz kulüp sesi ile alınmış patlak konser kayıtlarının, daha doğrusu sanırım tüm bu tarz bootleg kayıtların güzelliği de sanırım o süssüz, sade ve kendine has masumluğunda.

Dedim ya geleceği bilmeyen ama ona özenen bir dünya diye. Daha aydınlık B-sınıfı bilim kurgular ile Philip K. Dick arasında gidip gelen genç bir müzik. Dinledikçe –tıpkı o dönemin sonlarında The Cure veya Joy Division’ın ilk dönem kayıtlarında olduğu gibi- üç kişilik, andromeda seyahatlerine çıkmış rahat bir grup olarak karşımızda duruyorlar. Ziggy Stardust’ın tipine bürünmüş, punk ve futuristik üç adam.

İlk başta, ateşe neşe ile yaklaşan bas-gitar-davul üçlüsü zaman ilerledikçe geleceğin de üzerine kara bulutlar çöktüğünü hissederek ateşten ve doğal olarak o temel üçlü prensibinden uzaklaşıyorlar.

Uzayda başka bir hedefe doğru yol alıyorlar. Bu sefer araç olarak insan makinasını değil de direkt dış uzaydan gelmiş mini-moog ve benzeri aletleri kullanarak yükseliyorlar. Her ne kadar yaratıcılığa eklemlenmiş bu yeni mekaniklerin sevgisi ile neşe içinde olsalar da hayal dünyaları –ya da daha doğrusu Numan’ın dünyası- zifiri bir film ile kaplanıyor. Artık gelecek hemen burada, ancak tıpkı Blade Runner’da yaşadığımız o tuhaf soğukluğu da beraberinde getirmiş. Sanki androidler tüm o bedensi kusursuzlularına rağmen otomat duygularını kusup sözlere ve seslere sıvamışlar gibi ürkütücü ve histerik.

Replicas (1979 Beggars Banquet) albümünü yaparken grup büyük bir ihtimalle bulundukları stüdyoda bir karadelik tespit edip, albümü orada doldurup sonra geri geliyor. Sonrasında endüstriyel rock, new wave ve synth-pop gibi akraba türlerin temel şarkılarının çoğunda nasıl Bauhaus’un tekinsiz gitar-davul-bası var ise yine aynı türlerin ve günümüzün benzer ekiplerinde de Replicas albümü sayesinde bolca klavye, moog ve efekt duyarız. Bana göre aslen ‘50’li yılların düşük bütçeli bilim kurgularında dolanan Theremin hareketleri oluşturur tüm bu hissiyatın temelini. Ancak bu ikinci albüm tüm bunlardan bahsetmesek bile lezizdir, parmak yalatır. Aşırı düzgün ve disiplinli düzenlemeler, tertemiz sesler ve yormayan sıralaması ile zaten her “müzik dinliyorum” diyen insanın evinde durması gereken bir hikâyedir. Tubeway Army tam da bu albümde Bowie-Kraftwerk evliliğinin bilinmeyen, gayri meşru çocuğudur.

4.
İlk albümü ticari açıdan hüsranla biten, ikinci albümünde ortalığı patlatan kısacık bir hikâye Tubeway Army. Gary Numan yola kendi adı ile devam etmeye karar verdiğinde kısacık bi ara sonrası “Cars” teklisini çıkarttığında bile aslında hâlâ Tubeway Army’nin kırıntıları ile yolunu buluyordu. Evet her şeyi Gary Numan yapıyor olabilir ama o ekip hissiyatından synth’lerin verdiği tek başınalık duygusuna doğru yol aldığında yaşanan hikâye bambaşka oluyor.

Eve arkalı önlü şekilde bu iki albüm kayıt kaset olarak geldiği zamandan, bu yazıyı yazarken tekrar dinlediğim Spotify’a kadar geçen dönemde içinden bir gram değer eksilmemiş. Bize sunulan kısır ve tüketime yönelik gelecek yerinde var olduğu sürece de Tubeway Army albümleri tüm nahifliği ile yerini koruyacak gibi gözüküyor. O zaman android dostlarımızı alalım ve gri, metalik şehrimizden daha da bulanık göğe doğru yola çıkalım. muratmrtseckin@gmail.com